20/4/2008 - Ankara...

Ankara…
Yokuşlarında kaybolduğum, arnavut kaldırımlarında kendimi bulduğum, kışı ayaz, yazı kavurucu şehir… Ağaçların yaprakları savrulurken rüzgârdan, yürümek güzeldir Ankara’da… Emek’in küçük bir parkıdır, Bahçeli’nin dar sokakları... Ankara İlahiyat’ın karşısında içilen bir bardak çaydır. Hangi sokağın nereye çıkacağını düşünmeden, kaybolma korkusu duymadan, tanımadığın ara sokaklarda yüreğinin sesiyle yürümektir Ankara… Yokuşuna tırmanarak nefes nefese, kaleden seyretmektir günbatımını. Altındağ’dan Çankaya’ya uzayan ufka dalmaktır. Kaleden inerken saçları dağınık, pijaması sökük çocuğun bakışıdır Ankara… Hacı Bayram’da öğle namazıdır, halden alınan balık... Numune’nin kalabalığını 5. kattan seyretmektir, Kocatepe’ye bakıştır Ankara… Öğrenci sokağını adımlamak, Hüso’da gözleme yemek, Özışık’ta fotokopidir. Tacettin Dergâhı’nın maneviyatında huzur, şehrin göbeğinde yoksulluktur Ankara. Hacettepe’de sıradan bir günde duyulan, sıradan bir ambulans sesidir. Onkoloji’nin önünden geçerken iç sızıdır Ankara. Cebeci’nin herhangi bir öğrenci evinde yer sofrasıdır. Bisküvi, çay ve muhabbetir Ankara… Kurtuluş Parkı’nın havuz kenarında meyve pikniği yapmak, tuzlu çekirdekten dudakları kavrulmak, baharı, yazı, sonbaharı içine çekmektir… Sıhhıye’den Kızılay’a ara sokaklardan yürümek, cepteki parayı son kuruşuna kadar paylaşmaktır. Sakarya’nın arnavut kaldırımlarından Atatürk Bulvarı’na çıkmaktır. Güvenpark’ta otobüs beklemek, yorgun argın eve dönmektir. Pencere önü çay sefasıdır. Gece parlayan ışıkları seyretmek, yetişmeyen ödevi tamamlamak için göz kırpmadan yeni günü selamlamaktır Ankara. Beytepe’nin çekilmez yolunu her sabah usanarak çekmek, yabancı dillerin soğuk koridorlarında üşümektir. Beytepe’de bahardır Ankara. Ağaçlardaki çiçektir, cıvıldaşan kuşlar… City’de muhabbettir, çimenlerin üstünde keyif. Alışılamamışlıktan huzura sığınmaktır Ankara. Kış geldiğinde karlı, buzlu, sert havasına meydan okumak, saatlerce kartopu oynamaktır. Servisle Tunalı’dan geçmek, vitrinlere hızla bakmaktır. Kocatepe’de ezandır, Olgunlar’da kitap… Mithatpaşa’dan aşağı süzülmektir Ankara. Yenişehir pazarında incik boncuk, çokkatlı otoparka ilk gün heyecanını sıkıştırmaktır. Yokuş tırmanmaktır Ankara, tırmanmak ve yorulmak... Sıhhıye’nin ortasında Kocatepe ve Atakule manzaralı papatya bahçesi bulmaktır. Ayakkabıları çıkarıp, çimenlere basmaktır Ankara. Bir ağaca yaslanmak, saatlerce usanmadan konuşmaktır. Öğle tatilidir Ankara, burundaki ayran izi, dişlerdeki simit susamıdır. Aşti’den bilet almak, otobüs kalkarken el sallamaktır gidene. Özlemektir Ankara. Kolçaklı sıralarda hayatı paylaşmak, kahverengi perdeleri umuda açmaktır. Gün ışığıdır Ankara. Koridorda yankılanan ses, panoda asılı duran sınav sonuçlarıdır. Merdivenden koşar adım inmek, kapının önünde her zaman duran amcaya iyi akşamlar dilemek, Numune’nin önünde dolmuş beklemektir. Dolmuşun sol arka köşesine kurulmaktır Ankara. Dolmuşçunun “Çökelim abi” ikazından bunalan yolcuyla girdiği münakaşaya kulak tıkayıp, izlemektir yol kenarındaki çizgileri. Çimenlerin arasında çıkan sarıçiçeklere tebessüm etmektir Ankara. Baharın mis kokusunu içine çekmektir. Ankara… Siyahıyla, beyazıyla, umutla korku arasında, hüzün ve sevincin iç içe olduğu bir şehirde yaşamaktır. Gecenin siyahına aldırmadan gün ışığını beklemektir Ankara…
Ayşenur Öksüz
|